Dua Ve Zikir

Vikipedi duanın tanımı şöyle yapıyor:

Dua, bir İlah ya da ruhani varlıkla ilişkiyi etkinleştirmeyi amaçlayan çağırma veya eylemdir. Dua, bireysel ya da toplumsal olarak; özel ya da kamusal bir yerde edilebilir. Sadece sözlerden oluşabileceği gibi şarkı şeklinde de olabilir. Ayrıca çeşitli bedensel hareketler de içerebilir. Duanın yakarış, şükran veya ibadet/övgü olarak farklı formları vardır.

Rabbimiz Kuran-ı Kerimde “İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.” Veya “"İnsanı biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de biz pek iyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız." Şeklinde meal verilse de sonuç olarak Rabbimizin bize her zaman kapısının açık olduğu ve bizi her zaman duyduğunu belirtiyor.

Peki biz dua hakkında neden hazır kalıpları tercih ederiz. Allah Resulü (SAV) yaratılanların içerisinde en üst noktada imana sahiptir. Allah’a en yakın ve en kıymetli kuludur. Onun münacatlarına bizim erişmemiz mümkün değildir ancak onu örnek alıp onun gibi olma yoluna baş koyarız. Her daim içimizden en derin sevgi muhabbetle yapacağız dua Rabbim yanında en makbul duadır. Öyle ya sevinç senin, keder senin, dert senin o zaman dua da senin içinden gelen olmalı. Dertleşme hele bütün çarelerin sahibi ile olunca haliyle durum çok daha güzel olacaktır.

Hele ki şu toplu olarak veya camilerde hocanın yaptığı Arapça duayı dinleyip amin demekten bıkmadık. Bugün tespih sonrasında dua edildi ve imam 10 kelime sarf etti anlamadık Ey imam , hocam , üstadım cemaat Türk ve Türkçe konuşuyor. Boşuna ezber yaptın o duayı kendin oku kendin amin de. Ya ne olur bize ilham verecek bir şekilde dua et bizim de aklımızda o güzel sözler kalsın bizde bu bahçeden bir gül alalım.

Sofra duası yap evladım, hepimizin bildiği şu dua okunur :

Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah el hamdülillezi et'amene ve sekana ve cealena, minel müslimiyn Bir şey anlamadan amin deyip sonundaki Fatiha kısmını anlıyoruz. Türkçe aslı o kadar güzel ki :

“Hamd alemlerin Rabbine mahsustur. Bize yedirip içiren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah’a hamdolsun” Hani sonuna şunu da eklesek ne kadar güzel olur : “Ey Rabbimiz! Sana tertemiz duygularla, eksilmeyip artan, huzurundan geri çevrilmeyip kabul edilen sayısız hamd ile hamd ederiz.” Önemli olan gayet içten duygularla ne söylerseniz sığınmanızı nasıl açıklarsanız O şüphesiz sizi duyuyor.

Halen Türkçe Hutbe girişini başaramadık, yahu hadis kısmını zorlaya zorlaya Arapça okumaya gerek mi var mübarekler. Hayır hutbe devamında içinde eğer “Başta okuduğum hadiste geçen … “diye bir bahis yoksa zaten hadisi kimse anlamadı gitti ki çoğu zaman da bu yapılıyor.

Namazda geçen “Semi Allahu limen hamideh” ve akabinde “Rabbena lekel hamd” anlamını biliyor musunuz? O kadar güzel bir yakarış ki : “Allah Hamd (Kendine şükür ve övgü )edenleri işitir ,Rabbimiz şükür ve övgü sana mahsustur. Veya Namaz sonlarında okuduğumuz Rabbene atina ve firliğ olarak bilinen duaların anlamlarını o kadar masum ve güzeldir.

"Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru."

Ve "Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün müminleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla."

Lütfen çocuklarımıza gençlerimize Arapçadan başka sözlerin de kendi yakarışlarının Rabbimiz katında makbul olduğunu önce tevekkülü ve mutlaka duayı öğretmemiz lazım.

Zikir belki de en yanlış anlaşılan ibadet kısmı anlamı basitçe ANMAK . Ama biz burada anmayı değişik bir sürü şekilde anladığımız için zikir konusu bir karmaşa haline gelmiş. Kimileri uyuşuk bir topluluk için kullanırken kimi her zaman Allah’ın seninle olduğunu ve ahlakını, namusunu, işini, hayatını sürerken yapacağın tüm fiillerde de onu unutma onun senden haberdar olduğunu bil sende onun rızasını güderek hayatını sürdür. Allah’ı çok anın diyerek tespihi alıp transa geçerek anmak adeti bize nereden geldi bilmiyoruz ama İslam’ın birçok topraklarda oraların kültürü ile baharatlanıp birtakım şekiller aldığını biliyoruz. Allah rızasını güdüp çocuklarına merhametli bir babanın onlar için sabahtan akşama kadar bir kamyon unu sırtında boşaltanla eve kapanıp ben zikir edeceğim diye o kadar süre zikir edenin Rabbimin adaleti önünde ilkinin makbul olması kaçınılmazdır.

Halen filmlerde bir taraf savaşırken öbür tarafın tekkede halay vaziyeti sallanarak zikir ettiğini gösteren bir akılda gerçekten dine zarar veriyor diyebilirim. İnsan bu dünyaya geldiği günden itibaren kendine karşı sorumluluklarını yerine getirmek üzere çalışacak üretecek “İnsanların en hayırlısı İnsanlara hizmet edendir üreten, bulan, ben nasıl faydalı olurum diyendir” mealinde sözü Allah’ı en çok seven ve ondan en çok korkan Resulü Ekrem söylüyor. Tekkeler bir zaman çalışma yeri idi. Sabahtan herkesin çıkıp gittiği işi vardı. En basiti de susayanlara su ikram etmekti. Vakfedilen toprakları ekmek, yetiştirmek, hasat etmek gibi işlerle meşgul olunur sonrasında ilim tahsil edilirdi. Çünkü zaman sorma, merak edileni cevaplama, doğru anlamak için, öğrenmek için şehirlerin kat edildiği zamandı. Sonrasında İslam’ı en çok yaralayan ve yukarıda bahsi geçen değişik yerlerden gelen ve çok rahat suiistimale açık Tarikat mevzu çıktı. Tasavvuf sanki haşa Kuran ve sünnet insan terbiyesinden acizmiş gibi insan nefsini terbiye edeceğiz diye insanı alçakgönüllülük ötesine götürüp kendini hiç olarak görmesine sebep oldu. Son dönemlerde tembel ve işsiz yuvası olup kendinden ve bilgiden aciz insanlarla sömürü haline geldi. Bugün de halen sömürmeye devam ediyor. Nice eğitimli kelli felli adamların bazı şarlatanların arkasında kendilerini bitiriyorlar. Bakın ey Müslüman bilim insanları COVİD 19 için aşı bulmak konusunda bir şeyler bilip bunun için çalışıp “Allah’ım bana ve insanlığa yardım et. Onları beni yaratan sensin” diye dua edip laboratuvarlarda geçireceğiniz her saat yerine gidip aynı vakitleri zikir çekerek geçirdiyseniz sizi Rabbim nasıl karşılar bilmiyorum. İşte bu yılların aşındırdığı dini anlayışlar yüzünden bir Solvay Konferansında resimde bir de Müslüman bilim adamı yok.

Çok uzatmamak için kısa ve öz birkaç şeyle bitireceğim. Kuran ve sünnet insanlığın anahtarı olacak şeyleri gayet sade net olarak vermiştir. Şayet Müslümanlığı din olarak seçerek iman etmişsek, ötesinde iyi bir insan olmak için anahtar kurallar bellidir. Hayatımızı yarın Rabbimizin huzurunda gözden geçirildiğinde zayıf almayacak şekilde imtihan verirsek O da bize sonsuz rahmetiyle muamele edecektir İnşallah.

Selam ve saygı ile


15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör