G Ö Ç


Soruldu sınıfa aniden ;

Bir toplumda en tehlike arz eden olay nedir ? Cevap verdi sonra ,GÖÇ .

Bu arada şöyle bir soru geldi sınıftan ;

İç göç mü ? Yoksa dış göç mü? Cevap verdi hoca , her ikisi de.


İç göçle başlamak istiyorum.

Sanayi toplumunun katmanlarının değişimi yüzyıllardır kaçınılmaz fakat bizim 70 veya 80 belki daha öncelerinin asıl iç göç sebebimizin biri YOKLUK.

Dış göçte bahsedeceğim konu olan 1700 yılı sonlarında başlayıp 1922’lere kadar (Justin McCarty -Ölüm ve Sürgün) Osmanlı’nın toprak kaybı ile aldığımız sürgün edilen Türklerin acı ve keder dolu kayıplarla verdiği sürgünlerin sonunda Anadolu’ya yerleşen dedelerimizin babaları veya dedesi şehirlere dağıtılmış.

Anneannem (Nenem) ailesi Erzurum’a yerleşerek orada yaşamaya başlamışlar. Ve yine bir göçmen dedem ile burada evlenmişler. YOKLUK onları Adana’ya tarım işçiliği ırgatlığa götürmüş. Tabii olarak savaşlar sürgünler ülke zaten bunalımda. Bunun sonucu olarak katmanların arasında zaten uçurumlar var. Efendi takımı az hizmetçi takımı daha çok durumda. Tabii olarak göç kaçınılmaz oluyor. Bir Zamanlar Çukurova hayal ürünü zannetmeyin. Yaşantılar bile bir doğru hatta daha da insaflı hali sergilenmektedir. Durmamış devam etmiş yoksulluk yeni yeşeren bir ülkenin çocuklarına gelmiş sıra.


1930 lar Türkiye’si taze cumhuriyet. Yeni yeni kendine gelen fakat İstikbal vadeden bir lider ve yönetim. İç Anadolu. Kayseri’nin Kıraç topraklı bir köyünde İstiklal gazisi. Hiçbir gazilik maaşı unvanı yok. 7 yıl cepheden cepheye savaşa gitmiş bir çoğumuzun dedesi gibi.

Ekilen ancak bir evi zor geçindirecek kadar hasat ediliyor. Dedem Adana’ya tarım işçiliği ırgatlığa gidiyor bir kafile ile ve sıtma dolayısıyla geri dönüyor.

Babam 15 yaşında şehirde iş yapan köylümüzün yanında çırak olarak işe başlıyor. İşte yokluk göçü ile başlayan şehirde biten bir yol. Ve devamı ile bizim köyümüz bir çok İç Anadolu köyü gibi veya birçok köy gibi dışarıya çalışmaya adam veriyor. Bu insanlar boyacı, sıvacı, vb sanat erbabı olup yazın döşeğini sırtına vurur gelir şehre, inşaatta yatar kış gelince eve döner. Şimdi kış şartlarında da inşaatlar devam edebiliyor o sebeple kışında kalabiliyorlar inşaat teslim edilinceye kadar.

Bu hal onlarda haklı olarak şehirlerdeki hayatın daha iyi olduğunu okuyan ve bilgili insanların daha rahat ettiği kendileri gibi geçim kaygısıyla yaşamadığını fikrini iyice yerleştirdi. Malum sonuç katmanlardan biri diğer katmana geçiş için çabalamaya başlayacaktı.

“Evladım da benim çektiğimi çekmesin çiftçi, esnaf evladı kalmasın okusun ve adam olsun” kısmını biz maalesef her parası olanın adam olacağına yorduk. Ve Köylerde ve taşralarda okul bulamayınca şehre taşınma kararları alınmaya başladı. GÖÇ ve yine GÖÇ.

Biz tarih boyunca en büyük hatayı köy katmanına okul ve eğitim götürmemekte yaptık. Taşra katmanında birazcık çabaladık ama oraya da yeterli olamadık, şehirlerde ise daha fazla bir şeyler yaptık ama göç zaten eğitimsizliği taşıdı. Köyler bizim için önemli bir başlangıç noktasıydı. Köy Enstitüleri gibi muhteşem bir proje bizim köylümüzü ve bizi kültür olarak yükseğe taşıyacak bir zıplama noktasıydı. Düşünün okuma, yazma yanı sıra matematik, fizik, el sanatı, enstrüman çalan bir çiftçi. Irgat sınıfından çıkıp toprak ağasının çobanlığını sorgulayacak bu milli proje üretimi arttıracak şekilde ziraat bilen, kitap okuyan ve sorgulayan, üreten çiftçi. Bu veya benzeri bir proje inatla devam edip hem göçü hem de cahilliği bitirebilirdi. Biz bu kesimi cahil bırakarak kendimize çok kötü bir sonuç hazırladık.

Tarım destekleri ve köylüyü kalkındırma kısmı bitince tek çare kasaba veya şehirlere göç başladı. Fakir sınıf kendini ve çocuğunu kurtarma telaşına düştü. Irgatlıktan bıktı, esnaflığa doğru yürüdü. Gelirken ne geldi ilgilenmekte zorluk çekilen bir aile çok zayıf bir eğitim görmüş denk ve adaletsiz eğitim sisteminin ürünü çocuk veya çocuklar, hizmetkar bir eş. Eldeki malzeme bu öğretmen için. Derken diğer köylüler, kasabalılar şehirliler karmasıyla dolan şehirler ve yetmeyen kaynaklar. İstisnalar hariç cahil kalmaya zorladığımız ihmal ettiklerimizin bedeli her noktada bize bedel ödetmeye hazır artık.



Peki bedel nedir ?. Gerçekten üreten bir topluluğu üretimden aldık. Sanayi ülkelerinde nüfus katmanlarının hareketi kaçılmazdır. Sanayi toplumunu besleyen bu önemli hem de karnımızı doyurmamızı sağlayan bu emekçi topluluğu yerinde hak ve hizmet vererek hizmetçi sınıfından efendi sınıfına geçirmeyi sağlamadık ve karnımızı doyuracak üretimler durdu. Doğal olarak bir Almanya (Yaklaşık aynı nüfusa sahip olduğumuz için örnek veriyorum) olmadığımız için Mercedes satıp karşılığında bakliyat alma şansımız yok. Fakat dünyanın en önemli topraklarına geleceğin tarımda olduğunu unutmamamız lazımdı.

İyi ve içinde insanlığını nerede olursa, nerede doğduysa taşıyan herkesi tenzih ederek :

Cahil bıraktığımız insanlar şehirleşemedi çoğunlukla hayat kavgası sürdürürken aile yapısının sağlamlığı da yıprandı. Gelenek ve atadan gelen saygı, sevgi, itaat, terbiye gibi en önemli hasletlerimizi yitirdik ve eğitilemez hale geldik. İki kültür arasında kalan kişi yani toplumun çekirdeği kişiyi yitirince toplumda çürümeye başlayacaktı.

Bugün halen başkentte yaşayıp arabasının çöplerini yola atmaktan tutun ,kokan ayakkabılarını apartmanda kapının önüne bırakan, yola tüküren, her yer bize …… diyen ,trafikte sarı yanınca korna çalan bazı mahlukatlar işte bizim ihmal ettiğimiz eğitimsiz tabakanın kucağımıza verilen

İmar vererek göç felaketinin üstüne sosunu döktük. Şehirlere gelen akın inşaat furyasını hem de öyle böyle değil 140-150 metrekare evlerle, siteler ve rezidanslarla devam ederken ekilebilir topraklara imar verip sahiplerini zengin bizi de gelecekte ekmek bulamazsak beton kemirmeye mahkûm edildik.

Dışa bağlı kalarak suların içinde bir memleketin sömürü döneminden kalma alışkanlıkla Afrika ve diğer ülkelerin tarıma uygun alanlarında yetiştirdiği ürünleri yedik.


Nasıl toparlarız:

Bu tarımı şiddetle desteklemekle, toprağın betona dönüşümünü engellemekle, her ağacı vatandaş gibi görüp korumakla, tarımda ver parayı kurtul yerine balık tutmayı öğretmekle ve tüm Türkiye’de Tarım Politikası ile. Yüzlerce ziraat mühendisi yetiştiriyoruz ve her köye bir tane yetecek kadar var. Onları modern ve toprak analizli bir tarıma, toprağı yormadan, üzmeden tarım yapmaya eğiterek ve gerektiğinde Devlet erki ile alıştırmak.

Ben derim ki: Bu topraklar tapusu var diye ne Ahmet’in ne de Mehmet’in malıdır, sonuçta bu topraklar Yüce Devletin malıdır. Edirne’den Kars’a bu toprakların üzerindeki bir ağaç, bir çalıdan tutunda uçan kuşa kadar Yüce Devletin sahip olması gerektir.

Eğitimi en ücra köşeye kadar ulaştırmakla, iyi insan yetiştirmeyi ülkenin her yerinde en önemli iş olarak görmekle ve amaçlamakla sorunlarımızı biraz olsun giderebiliriz.

Dış göç ile ilgili de fikirlerimi yazacağım. Selam ve saygılarımla

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör