Rebiyülevvel Ayı ve Mevlid

Rebiyülevvel ayı. Yine coşkulu bir şekilde Kutlu Doğum Haftası ve yine “Sana bir türlü sahip çıkamadık, uyamadık, anlayamadık “halimizi suç bastırırcasına kutlama çalışmaları.

Acıklı seslerle mevlitler ki tamamen Resulü Ekrem’in hayat hikayesine ters olmasına rağmen ısrarla onu insanüstü göstermek amacıyla ve müşriklerin ondan sürekli beklentileriyle (Yanında melek niçin yok? Peygamber çarşıda gezer mi? Mekke’yi yemyeşil yap, mucize göster gibi) eşdeğer bir şekilde doğumunun hikayesini mevlidi şerif yaptık.

Faaliyetlerimiz bununla sınırlı değil. Cüz okuma, salavatı şerife paylaşma faaliyetleri hızla sürüyor. Anlamını bilmediğimiz cümlelerle anlayamadığımız muhteşem İNSAN’ı anmak! Dini yaşarken her şeyi elimize yüzümüze bulaştırıp yerimizde saydığımız ve emirlerine uymadığımız dini ısrarla sahiplenir gibi yaptığımız gibi Resulü Ekrem ’ide sevmeyi beceremedik. Çünkü onun ahlakını takip etmedik.

Hadisler pazarında seç beğen al Kurana uysun uymasın süzgeçten geçsin geçmesin, tarihi ve olayı, hitap topluluğu kim olursa olsun sözü kabul ettik. İdrarını içirdik, kanını içirdik, zerdüştlükten miras deve sidiği hadisi derledik. Sevgili torunlarını katledip Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kesik başını mızrağa takıp Kufe sokaklarında dolaştırırken müezzin “Muhammed Allah’ın Resulüdür” sözleriyle ezan okurken ısrarla onu sevdiğimizi söyledik. Sırf Sünniliğimizden onun yolundan çıkmış kendi krallığını ilan etmiş Muaviye’ye, torunlarını katleden Yezide nalet edemedik.

Biz sevgiyi mucize ile soslamazsak tasavvur edemiyoruz. Oysa mucizelere ihtiyaç yok 40 yaşına kadar herkesin iftihar ettiği, EMİN sıfatlı, İslam’ın tüm güzel hasletlerini üzerinde taşıyan bir İNSAN. Muhammedil Emin herkesin güvenini kazanmış onu öldürmeye çalışanların bile emanetleri saklayan hicret ederken onları teslim etmesi için Hz. Ali’ye tek tek tembihleyen. Peygamber olarak seçildiğine dair dışarıdan bir işaret yok, kendi içerisinde yaşadıklarını Rabbim bilir.

Ve nübüvvet. Ağır bir yük sırtında şaşkınlık ve korku içerisinde. Bu ağır yükü taşıyıp bize Kuranı getirdi. Sordular söyledi, taşladılar onlara ıslah olmaları için dua etti, ambargo ile bir eziyet başlattılar vazgeçmedi. Canına kastettiler yurdunu terk etti. Çizgisini hiç değiştirmeden aynen devam etti. Gayri Müslimlerin ekonomik ve nübüvvetini yıpratıcı her hareketi inanılmaz bir siyaset ve yönetimle aştı. Bize her yönüyle bir model çizdi. Allah Resulünün elimize ulaşan davranışında mükemmellik ve ebedi saadet vardır.

Onu sevmeliyiz NASIL MI?

-Onun insan olduğuna senin benim gibi yiyen içen hayatını sürdüren, evlenen, evine ekmek getiren, hayatın dertleriyle uğraşan, sevinen, ağlayan, yaşlanan ve emri hak ile vefat eden biri olduğunu,

-En ağır şartlarda bile mücadeleci, savaşçı, inandığı yoldan dönmeyen, sinmeyen devlet adamı olduğunu,

-Eşitlik, adalet, dürüstlük, liyakat, doğruluk gibi güzel sıfatları olan, devlet malını koruyan, gözeten zenginleşme yerine yoksullarla yaşamayı tercih ettiğini,

-Gururlu, kibirli, zalim bir aristokratik düzeni yıkıp oradan nice güzel insanlar yetiştiren bir eğitimci olduğunu,

-Kuran’ın dışında hiçbir hayatı ve eylemi olmayan ve olduğunda uyarılan bir insan olduğunu,

-Sosyal adaleti sağlayan karşı olanlara savaş açan mazlumun yanında yer alan bir olduğunu,

-Yüklendiği peygamberlik yükünü en set baskı ve yaptırımlarda bile başarıyla ve azimle yürüten bir lider olduğunu,

- Merhamet peygamberi unvanını alacak şekilde düşmanlarına bile merhamet eden ve affeden merhamette sınırsız fakat adalette hiçbir taviz vermeden keskin kılıç olduğunu,

-İstişare, demokratik karar almada sonucu ne olursa olsun kararlı olan biri olduğunu,

-Evladını kaybettiğinde ağlayan bir baba, torununu sırtında taşıyan bir dede, şaka yapan bir arkadaş, kendisi tokken komşusunun aç yatmasına razı olmayan komşu, çarşı pazarı kontrol eden bir devlet başkanı, eşlerinden naz, sitem, kıskançlık gören bir eş, savaş yapan bir başkomutan olduğunu,

-Allah’ın yarattığı en iyi ve en güzel insan ve Müslüman olduğunu,

-Vahiy ile çelişen hiçbir hareketi olmayan, hata yaptığında vahiy ile uyarılan biri olduğunu,

- Hasır üzerinde yatan bir oda içinde yaşayan lükse tenezzül etmeyen biri olduğunu,

İdrak edip ve bunları ve nice güzel sıfatlarını tefekkür ettiğimizde gerçekten severiz.

Bütün güzel “en” lerin en güzel örneği olarak bize en güzel dini ve bir İNSAN şablonu, formu sunan Efendimizin en büyük hediyesi Kuran ve hayatıdır. Batının bir sürü barbar ve zalim, rezil yaşantılardan sonra ulaştığı erk zorlu ahlaki insan hayatını 1433 yıl evvel bize bir hediye olarak zaten verilmişti.

İslam’ın bizi sıkıştırdığı yerde mübarek ağzından çıkmışçasına hiçbir akıl süzgecinden geçmeden bugün bir sürü bedevinin işine yarayacak sözler türetmişiz. Sen bize Kuranın ipine sarılın dedikçe biz Buhari İle Müslim’in veya o pazardakilerin ve senden 180-200 yıl sonra yaşamış kişilerin hadis diye senin sözlerini cilt cilt kitap yapıp yıllarca kürsülerden okuyacak malzemeler çıkardık. Kapımızın önünden geçen pınarın içindekileri temizleyip ihtiyaçlarımızı almadık.

Oturup bilmem kaç salavat yerine O’nun hayatını okuyup onun hayatını hayatımıza uyarlamak onun en güzel niteliklerini onun hoşnutluğunu gözetleyerek hayatımıza uygulamak, O’nun emaneti olan Kuran’ı anlamak ve emir, yasaklarına dikkat ederek yaşamak bence yarın mahşerde bizden razı olmasını sağlar Allah’ın izniyle. Sevdiğinize anlamadığınız bir hitapla değil anladığınız ve gönlünüzden geçer şekilde hitapta bulanmak daha evladır. Hiç kimsenin ibadetini haşa küçümsemek için değil daha iyi olanı önce kendi nefsime sonra okurlara tavsiye ediyorum.

Acayip çelişkili bir inanç hayatımız olduğu kesin. İslam gibi İNSAN yetiştirmenin reçetesine sahip olup Müslümanlıkta sınıfta kalmayı beceriyoruz. Yapmamamız gerekenleri yapıp, yapmamız gerekenler konusunda ısrarla devam edip sonra bu dine sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Sen hani veda hutbende orada bulunan insanlara sordun: Ey İnsanlar yarın sizden beni soracaklar ne diyeceksiniz? diye

Haddimize ya Allah’ın Resulü, Efendimiz sen bize doğmuş bir güneşsin bizi şefkatle ısıtan ve yolumuzu aydınlatan bir nursun. Zorluklarla, zulümlerle başa çıkarak getirdiğin dinin kötü mirasyedileriyiz. Casiye Suresinde;

“Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. Kıyamet vakti geldiğinde; işte o gün, hakkı bırakıp bâtıla sarılanların zarar ettiği ortaya çıkacaktır. Bütün toplulukları diz çöküp boyun eğmiş olarak göreceksin. Her topluluk kendine ait defterin başına çağrılacak, o gün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.” Diyor Cenabı Hak. İşte O gün sen bizim Peygamberimiz olarak bizden razı olarak bizim senin sancağın altında olmamız en büyük dileğim. Biz senin boynu bükük yetimlerin olarak Rabbim seni anlamayı, idrak etmeyi nasip etsin bizlere.

Allah’ın Selamı ve Rahmeti üzerinize olsun




4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör